Hikâyeler ve Fıkralar Diyarına Hoş Geldiniz!
Burası sadece yazıların olduğu bir sayfa değil; burası bilgeliğin, tebessümün ve hayal gücünün buluştuğu gizemli bir bahçe. Bu bahçede iki farklı yol var:
Nasrettin Hoca’nın Gülen Yolu: Burada seni bazen şaşırtacak, bazen de çok güldürecek zekice cevaplar bekliyor. Unutma, Hoca’nın her şakasının içinde aslında çok kıymetli birer altın öğüt gizli.
Bilge Kıssaların Işıklı Yolu: Burada ise dünyanın dört bir yanından gelen, kalbine dokunacak ve sana hayatla ilgili harika dersler verecek hikâyeler bulacaksın.
"Ye Kürküm Ye!"
Hoca bir düğün yemeğine eski, yamalı kıyafetleriyle gider. Kimse ona "Hoş geldin" demez, başköşeye oturtmaz. Hoca hemen eve koşar, en gösterişli, kürklü kaftanını giyip geri döner. Bu kez kapıda karşılanır, en iyi yemeklerin olduğu masaya buyur edilir. Hoca, tabağındaki çorba kaşığını alır, kürkünün yakasına doğru uzatır ve:
— "Ye kürküm ye! İzzet de senin, ikram da!" der.
Görenler şaşırınca cevabı yapıştırır: "Yemeği bana değil kürküme verdiniz, o halde o yesin!"
Eşeğin Sözü mü Olur?
Komşusu Hoca’dan eşeğini ödünç ister. Hoca da vermek istemediği için "Eşek evde yok, tarlada," der. Tam o sırada ahırdaki eşek öyle bir anırır ki yer gök inler! Komşu "Hocam, bak eşek içeride bağırıyor, neden yalan söylüyorsun?" deyince Hoca kapıyı çekip sitemle der ki:
— "Yahu komşu, sen tuhaf adamsın! Ak sakallı koskoca Hoca'nın sözüne inanmıyorsun da, bir eşeğin sözüne mi inanıyorsun?"
Bindik Bir Alamete...
Hoca bir gün ters bindiği eşeğiyle yokuş aşağı hızla inmektedir. Eşek bir anda hızlanınca Hoca kontrolü kaybeder. Görenler bağırır: "Hocam nereye gidiyorsun böyle yıldırım gibi?" Hoca, rüzgardan uçan kavuğunu tutmaya çalışarak cevap verir:
— "Valla ben de bilmiyorum, eşek nereye isterse oraya gidiyorum!"
Kazan Doğurdu da, Öldü mü?
Hoca komşusundan büyük bir kazan ödünç alır. İade ederken içine küçük bir tencere koyar. "Bu ne?" diyen komşusuna "Senin kazan doğurdu," der. Komşu sevinerek tencereyi alır. Bir zaman sonra Hoca kazanı yine ister ama bu sefer geri getirmez. Komşu isteyince "Senin kazan vefat etti," der. Komşu şaşırır: "Hocam kazan hiç ölür mü?" Hoca cevabı yapıştırır:
— "Doğurduğuna inanıyorsun da, öldüğüne neden inanmıyorsun?"
Hoca'nın Hafifliği
Hoca bir gün manavdan bir çuval ağır meyve alır. Çuvalı sırtına değil, kucağına alıp eşeğine biner. Yolda görenler "Hocam neden çuvalı eşeğin sırtına koymuyorsun da kucağında taşıyorsun?" diye sorarlar. Hoca acıyarak cevap verir:
— "Zavallı hayvan zaten beni taşıyor, bir de çuvalın ağırlığını ona mı yükleyeyim? Benim kucağımda dursun da hayvancağız bari onu taşımasın!"
Boş Ellerin Hikayesi (Dürüstlük Üzerine)
Uzak bir ülkede, yaşlı bir hükümdarın hiç çocuğu yokmuş. Kendinden sonra tahta geçecek kişiyi seçmek için ülkedeki tüm çocuklara birer tohum vermiş ve şöyle demiş: "Bu tohumu ekin, bir yıl boyunca ona bakın. Bir yıl sonra en güzel çiçeği getireni yerime seçeceğim."
Küçük bir çocuk olan Kerem de tohumunu almış, saksıya dikmiş ama haftalar geçmesine rağmen hiçbir şey çıkmamış. Diğer çocuklar sürekli ne kadar güzel çiçekler yetiştirdiklerini anlatırken, Kerem'in saksısı bomboş kalmış. Bir yıl dolduğunda Kerem, annesinin teşvikiyle boş saksısını alıp saraya gitmiş. Diğer çocuklar rengarenk, devasa çiçeklerle oradaymış. Hükümdar sırayla bakmış ve en arkadaki Kerem’in boş saksısının önünde durmuş. "Sana ne oldu?" diye sormuş. Kerem, "Efendim, çok uğraştım ama büyümedi," demiş. Hükümdar gülümsemiş: "Yeni hükümdarımız Kerem olacak! Çünkü size verdiğim tohumların hepsi haşlanmıştı, yani çiçek açmaları imkansızdı. Kerem dışında hepiniz dürüstlüğü bir kenara bırakıp başka çiçekler getirdiniz. Kerem ise bana dürüstlüğün en güzel çiçeğini getirdi."
İki Komşu ve Bahçe Duvarı (Zan ve Ön Yargı Üzerine)
Birbirine komşu iki evde iki aile yaşarmış. Bir gün komşulardan biri, diğerinin bahçesinden gelen yüksek sesleri duymuş ve "Kesin yine tartışıyorlar, ne kadar huzursuz bir aile," diye düşünmüş. Pencereden baktığında ise komşusunun bahçesindeki asmaların kendi duvarına doğru uzandığını görmüş. "Bilinçli yapıyorlar, bahçemi işgal edecekler," diye söylenmiş.
Ertesi gün komşusu kapısını çalmış. Elinde büyük bir sepet taze meyve varmış. "Selamünaleyküm komşum," demiş, "Dün bahçede asmalarımızı budarken çocuklar çok neşelendi, gürültü yaptıysak kusura bakma. Ayrıca asmalar senin duvara doğru çok güzel meyve verdi, güneş o tarafta daha iyiydi. Onlar aslında senin hakkın, buyur topladıklarımızı getirdim." Adam duydukları karşısında çok utanmış. Kendi kafasında kurduğu kötü senaryonun ne kadar yanlış olduğunu anlamış.
Bilge Mimarın Köprüsü
Birbirinden çok nefret eden iki kardeşin tarlaları arasında küçük bir nehir varmış. Bir gün büyük kardeş, bir mimar tutup şöyle demiş: "Şu nehrin kenarına öyle yüksek bir duvar ör ki kardeşimi bir daha görmeyeyim." Mimar işe koyulmuş. Büyük kardeş kasabaya gitmiş, akşam döndüğünde ise gözlerine inanamamış. Ortada bir duvar değil, nehrin iki yakasını birbirine bağlayan muazzam bir köprü duruyormuş.
O sırada küçük kardeş köprünün diğer ucundan koşarak gelmiş ve ağabeyine sarılmış: "Bunca kavgamıza rağmen bu köprüyü yaptırıp bana ilk adımı attığın için teşekkür ederim ağabey!" demiş. Mimara neden duvar yerine köprü yaptığını sorduklarında ise bilge mimar şöyle cevap vermiş: "İnsanları birbirinden ayıran duvarlar örmektense, onları birbirine bağlayan köprüler kurmak her zaman daha dayanıklıdır."
Kartal Gibi Görmek
Küçük bir tavşan, ormanın en yüksek ağacına tünemiş olan bilge bir kartalı izliyormuş. Kartal sadece duruyor, etrafı süzüyormuş. Tavşan sormuş: "Ben de senin gibi hiçbir şey yapmadan öylece durabilir miyim?" Kartal, "Tabii, neden olmasın?" demiş. Tavşan, kartalın altındaki yere oturmuş ve dinlenmeye başlamış.
Ancak bir süre sonra ormanın içinden çıkan bir tilki, yerde öylece oturan tavşanı görüp onu yakalamış. Kartal olan biteni izlemiş ve sonra sessizce fısıldamış: "Hiçbir şey yapmadan sadece oturabilmek için, en tepede olman gerekir. Eğer aşağıdaysan, sürekli tetikte olmalı ve çalışmalısın."
Işığını Paylaşan Kandil
Karanlık bir mağarada yaşayan küçük bir kandil varmış. Kandil, "Ben çok küçüğüm, bu koca mağarayı nasıl aydınlatırım?" diye üzülüyormuş. Bir gün yaşlı bir yolcu gelmiş ve kandili yakmış. Sonra o kandilin aleviyle kendi yanındaki diğer fenerleri de tutuşturmuş. Yolcu mağaradan çıkıp gitmiş ama kandilin ışığı artık onlarca fenerle dünyaya dağılmış.
Küçük kandil anlamış ki; ışık paylaşıldıkça azalmıyor, aksine katlanarak çoğalıyor. Kendi alevi yerinde dururken, başka alevlerin de yanmasına vesile olmak, küçük bir mumun bile dünyayı değiştirebileceğini göstermiş.